Küçük Sineğin Gözünden Küçük Soluk Mavi Nokta

İki dakika durmanızı istiyorum. Durun ve duvardaki sineğin küçük gözlerinden, uzaktan kendinize bakın. Ne görüyorsunuz? Bütün o benlik algınızı bırakıp uzaktan kendinizi seyrettiğinizde ne görüyorsunuz? Bir kadın veya bir adam, elinde bir telefon ya da bilgisayar. O kadar. Daha çoğu yok. Ne oldu peki duygularınıza? Ne oldu hissettiklerinize? Hani zayıftınız, depresyondaydınız ya da mutluluktan güller açıyordu yüzünüzde. Belki hayaller var kafanızda, umutlar ve planlar. Belki çok güzel belki çok yakışıklıydınız. Belki zengin belki fakir. Belki sizin için en önemli şey tuttuğunuz takımdı. Belki birine aşırı öfkeliydiniz.

Küçük Sineğin Gözünden Küçük Soluk Mavi Nokta

Bunların hiçbiri duvardaki sineğin küçük gözlerinden bakınca aslında yok. Hepsi soyut. Somut olan sadece bir kadın veya bir adam ve elinde bir telefon ya da bilgisayar. 

Sineğin uçmasına müsade edin. Bulunduğunuz şehrin tepesinden baksın size. Siz de yine onun küçük gözlerinden bakın. Ne görüyorsunuz? Bir gecede parlak ya da belki bir gündüzde gri bir şehir. Fazlası yok. O görülemeyecek kadar küçük insanlar ve sen o sineğin umrunda bile değilsiniz. Onların hayalleri de, senin hayallerin de, duyguların da...

Sineğin biraz daha uçmasına müsade edin. Bulunduğunuz ülkenin tepesinden baksın size. Siz de yine onun küçük gözlerinden bakın. Ne görüyorsunuz? Biraz yeşil, sarı ve biraz mavilik. Fazlası yok. O görülemeyecek kadar küçük binalar, insan yapıları ve görülemeyen onca hengame o sineğin umrunda bile değil. Gece ışıklar hariç. Işıklar hala görünüyor. Bütün karanlığa rağmen biz buradayız dercesine.

İzin verin. Öyle bir uçsun ki sineğin kanatları uzayın acımasız dokusuna değsin ama sineğe hiç bir şey olmasın. Bulunduğunuz gezegenin çok ama çok ötesinden size baksın. Siz de yine onun küçük gözlerinden bakın. Ne görüyorsunuz? İyi bakın. Küçük mavi bir nokta. Küçücük soluk mavi bir nokta. 

Carl Sagan'ın, Dünya'nın en uzağından Voyager-1 uzay aracı ile çekilen görüntüleri hakkındaki düşünceleri : 

"Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.

Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.

Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor bu mavi nokta biricik yuvamız."

O sinek mi daha küçük yoksa sen mi? Şimdi anlıyor musun o küçük gördüklerine yanlış mesafeden baktığını? Şimdi anlıyor musun görmeyip kaçırdığın nice hikayelerin olabileceğini? Şimdi anlıyor musun kaybolacağını bile bile hikayeler yazdığımızı? Öleceğimizi bilerek yaşadığımızı? Şimdi anlıyor musun o sineği? Şimdi anlıyor musun ölümü? Önemsizliğimizi de anlıyor musun aynı zamanda özel olduğumuzu da bilirken? Irklar, renkler, kıyafetler, elmaslar, altınlar, mücevherler, o büyük ev, o ulaşılamazlar ve o savaşlar, küslükler, kavgalar... İşte! Kozmosa göre kısacık bir zamanda o küçük, soluk mavi noktada.

Anlıyor musun en önemli olanın yaşayarak yazdığın kaybolmaya mahkum olan o hikaye olduğunu?

Ben Kaybolmuşlar'dan PrincepsTenebris.

Amatör Felsefe

Kandilisönmezler

Öylesine düşünmüştü ki, düşünmenin zararlarından en acılı payı almış, yine de düşünmüştü. Düşünmeyen insanların zihinlerine ihanet...

Bu makale gönderisinde, Kaybolmuşlar yazarı PrincepsTenebris ; anlıyor musun, sineğin, nokta, musun, mavi, gözlerinden, görüyorsunuz ve soluk kavramlarını ele aldı, amatör felsefe odaklı daha fazla kayıp şeyler makale içeriği için aşağıda önerilen diğer alakalı gönderilere de göz atın.