KAYRA

“Ne geri dönecek yolun olacak ne de tutunacak dalın kalacak. Korkarım, pişmanlık sonun olacak.”

KAYRA

Toros dağları eteklerinde, Akdeniz’e dökülen soğuk bir akarsu çevresinde, endemik bitkilerin yetiştiği, sarp ve engebeli yolları olan küçük bir köyde büyümüştü. Çocukluğunu küçük bir evde annesi, babası ve dört erkek kardeşiyle birlikte geçirmişti. Ailesinin, atalarından kalma üzüm bağlarında ailesiyle birlikte çalışıp geçimlerini sağlıyorlardı.

   İlkokulu köyde ve ortaokulu da ilçede tamamlamıştı. Liseyi şehir dışında yatılı bir okulda okuyordu. Ailesine yük olmamak için boş vakitlerinde çalışıyordu. Derslerini can kulağı ile dinliyor ve düzenli not tutuyordu. Zeki ve bir o kadar da çalışkandı. Öğretmenleri tebrik eder, arkadaşları ise gıpta ile bakarlardı. Kimseyle küs kalamaz ve kimsenin kalbini kıramazdı. Öyle yufka yürekli ve güler yüzlüydü. Bir hayali vardı: okumak, bir meslek sahibi olmak ve o meslekte çok başarılı olmak. Üç abisi okuyamamıştı ve ailesi onun okumasını çok istiyordu. Bu yüzden üzerinde büyük bir yük vardı. Kendisine çok inanıyordu inanmasına ama her şey nasipti.

   Ailesiyle konuştuktan sonra kuzenini aradı. Kuzeni de aynı kendisi gibi şehir dışında okuyordu ama bir fark vardı. Onun okuduğu şehir, biraz uzaktı.

- Alo.

- Nasılsın Aleyna?

- İyiyim. Sen nasılsın, neler yapıyorsun?

- Ben de iyiyim. Her şey yolunda. Öyle bir arayıp halini hatırını sorayım dedim. Sen neler yapıyorsun?

- Ben de işte oda arkadaşlarımla muhabbet ediyordum.

- Neler konuşuyorsunuz?

- Kuzenimin ne kadar yakışıklı ve çalışkan olduğunu anlatıyordum. Hatta senle konuşmak istediler.

- Dalga geçme!

- Ama seni anlattığım kısmı doğru, seni o kadar çok anlattım ki merak ettiler. Kayra ile konuşmalısın, çok beğeneceksin ama o senle konuşmak ister mi bilemem.

- Niye benle konuşmaz ki?

- Biraz değişik birisi, herkes gibi değil. Nasıl anlatsam bilemedim, konuşunca anlarsın.

- Şimdi kapatmam lazım sonra konuşuruz. İyi günler, kendine dikkat et.

- Sen de.

   Aleyna'nın son dedikleri dikkatini baya çekmiş ve kafasını karıştırmaya yetmişti. Her geçen gün merakı artıyordu. Aleyna'dan telefon numarasını istemeyi düşündü ama vermeyeceğini biliyordu ve zor duruma düşürebilirdi. Birkaç gün düşündükten sonra aklına bir fikir geldi.

- Alo.

- Ben, Kayra ile konuşmaya karar verdim. Numarasını senden istesem olmazdı, bu yüzden sen telefonu ona ver, ben öyle konuşayım.

   Aleyna elinde telefon ile Kayra'nın yanına giderek, Emre’nin konuşmak istediğini söyler. Kayra bu olaya şaşırsa da yine de telefonu alarak, konuşur.

- Efendim.

- Nasılsın?

- İyiyim şükür, sen nasılsın?

- Ben de iyiyim. Aleyna sizlerden çok bahsetti, ben de konuşmak istedim.

- Aynı şekilde Aleyna da senden çok bahsetti, seni öve öve bitiremedi. Sanki hepimiz seni önceden tanıyormuşuz gibi oldu.

- Demek dillere destan bir kişiliğim var.

- Kişiliğini bilemem ama Aleyna'nın gözünde öylesin, benim değil.

- Anladığım kadarıyla lafını esirgemeyen tiplerdensin.

- Evet, öyleyim.

- Bu arada şiveli konuşuyorsun ve çok beğendim konuşmanı. Özün nasılsa öyle davranıyorsun, içinden geldiği gibi.

- Teşekkür ederim, ben de çok beğeniyorum. Herhalde beni övmek için aramadın. Asıl amaca gelsen iyi olur!

-  Aynı zamanda zekisin, benim yanıma da zeki biri yakışırdı zaten.

- Bitti mi söyleyeceklerin?

- Hayır, ama bu kadar yeterli diyorsan seve seve.

- Hoşça kal.

   Emre'nin ilk defa birisi dikkatini çekmişti. Gerçekten farklı bir kişiliği vardı, en azından onun tanımış olduğu kızlardan farklıydı. Aleyna'dan öğrendiği kadarıyla liseye yeni başlamıştı, Emre ise bir üst sınıftı ve ondan iki yaş büyüktü. İkisi de farklı şehirlerde okuyorlardı, bu yüzden görüşmeleri zordu ama imkânsız da değildi.

   Emre ile konuştuktan sonra arkadaşları merak içinde ne konuştuklarını sordu ama cevap bile vermeye tenezzül etmedi. Çok farklı duygular içerisindeydi ve düşünmesi gerekiyordu.

   Kayra için güven çok önemliydi. Onu beğenmişti beğenmesine de güvenebilir biri miydi? Peki, o ne kadar güvenilirdi? Duygular bir sel gibi birden gelir ve yine aynı şekilde giderdi. Duygularla hareket etmemeliydi. En doğrusu zamana bırakıp neler olacağını gözlemlemekti. Hem hiç görmediği birine de güvenecek değildi, güvenemezdi. Birbirine güvenen evli insanlar bile hezeyana uğrarken Kayra neydi ki?

   Zaman zaman arayıp, halini hatırını soruyordu. Daha çok Emre konuşuyor Kayra dinliyordu. Birkaç ay konuşmaya devam ettiler ta ki duyduklarına kadar. Aleyna ve Emre konuşurken duymuştu her şeyi ve iyi ki demişti. Demek ki bir şeyler daima diğer şeylere vesile oluyordu ya olması ya da olmaması için. Bir iddia uğruna sevgili olmak çok sapma gelmişti. Böyle boş şeylerle ne gibi bir kâr elde edebilirlerdi? Konuşmaları duyunca kahrolmuştu. Az daha saçma bir oyunun başkahramanı olacaktı. Konuşmalara şahit olması iyi olmuştu, böylece büyük bir felaketten ucuz kurtulmuştu. Artık ne yapacağını çok iyi biliyordu. Konuşmaları duymamış gibi devam edecekti ve aradığı zaman her şeyi söyleyecekti.

   Aradığı zaman duyduklarını bir bir anlattı, bu oyunun bir parçası olamayacağını ve bir daha aramamasını söyledi. Emre duydukları karşısında şoke olmuştu, beklemiyordu. Yaptıkları için özür dilemiş olsa da Kayra için bir önemi yoktu. Birkaç defa aradı ama Kayra açmayınca aramayı bıraktı.

   Aleyna bir şey olmamış gibi devam ediyordu sanki oyunun içinde hiç yokmuş gibi. Asıl Emre’nin aklına giren, onu yönlendiren ve Kayra hakkında bilgi veren oydu. Bir süre sonra aile sorunları sebebiyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı.

   O olay üzerine 3 yıl geçmiş, geçen süre içinde duyguları değişmemişti. Yaşamış oldukları şeyler çok çocukça olduğunun farkındaydı. O vakit değil de şimdi tanışsalardı, çok farklı olabilirdi. Yanlış zamanda, yanlış yerde tanışmışlardı. Yaşananlar yaşanmıştı artık, zamanı geri alamazdı ama pişmandı; yaşadıkları için değil yaşayamadıkları için...

   Kayra liseyi bitirmiş, üniversite sınavına girmiş ve tercihlerin açıklanmasını bekliyordu. Kayıtlı olmayan bir numara aradı, belki önemlidir diye açtı.

- Merhaba Kayra.

   Kayra, sesi tanımıştı ama nasıl tepki vereceğini bilemedi, tanımıyormuş gibi konuşmaya devam etti.

- Merhaba.

- Nasılsın?

- İyiyim de sizi çıkaramadım!

- Ben Emre.

- Ne oldu, ne isteyeceksin?

- İlla ki bir şey mi istemem gerekiyor?

- Madem bir şey istemeyeceksin, neden aradın?

- Ben, Kara Harp Okulu’nda sınava gireceğim, bana dua eder misin, diye aramıştım.

- Ee, sonuç olarak yine bir şey istiyorsun.

- Hayır, bu bir rica...

- Neyse, sen mühendislik okumuyor muydun, nerden çıktı bu?

- Evet okuyorum, eğer Kara Harp Okulu’na girersem, bırakacağım.

- Tamam, dua ederim. Bittiyse kapatıyorum.

- Peki, dikkat et kendine.

   Aramıştı ama bu sebeple arayacağını da Kayra tahmin etmemişti. Konuşmak için bu bahaneyi uydurmuş gibi geldi. Sınava gireceği vakit aramasının mutlaka başka bir sebebi olmalıydı.

   Sınava girdikten sonra tekrar Kayra’yı arayıp, sınavının çok iyi geçtiğini söyledi sonra yine çok uzatmadan kapattı. Konuşmak için her fırsatı kolluyordu. Kayra’nın da konuşmaya niyeti vardı, daha doğrusu bir umudu vardı. Yanlış zamanda tanışmış olabilirlerdi ama şimdi neden doğru zaman olmasın ki?

   Emre, o çok istediği okula girmişti. Kayra ile de konuşmaya devam ediyordu. Uzun bir süre konuştular. Emre eğitimlerde neler yapıyorsa Kayra’ya ayrıntılarıyla anlatıyordu. Buluşmaya karar verdiler. Emre memleketine gideceği vakit Kayra’nın yanına uğradı.

   Emre ile ilk defa, yüz yüze otogarda görüştük. Uzun boylu, aşırı konuşkan ve bilgiliydi. Her konu hakkında mutlaka bir fikri vardı. Yakışıklı değildi ama cana yakın biriydi. Sabah kahvaltı yaptıktan sonra bir kafede uzun uzun konuştuk. O anlattıkça ben daha çok güveniyordum, gözlerine bakınca doğru söyleyip söylemediğini daha iyi anlıyordum. Bir sinema salonunda film izlemeye karar verdik. Film çıkışında bana bir hediye verdi; güzel bir kolye. Gitme zamanı gelmişti, anı kalsın diye birkaç fotoğraf çektikten sonra gitti.

   Buluşma üzerine birkaç ay geçtikten sonra Emre artık konuşmak istemediğini söyledi. Kayra istediği gibi bir kız değildi, sevmişti ama onun için yeterli değildi. Onun belli çizgileri vardı. Kimsenin o çizgilerini geçmesine izin vermiyordu, kendi doğruları ile hareket ediyordu. İsyankâr ve asla vazgeçmeyen bir ruhu vardı.

   Konuşmak istemiyorum artık deyince, şaşırdım. Durup dururken ne olmuş olabilirdi. Sorduğumda ise benim iyi biri olduğumu ve onun beni hak etmediğini söyledi. Yine yalanlarla dolu sebepleri ardınca sıraladı. Asıl gerçeği söyleyemedi. O yürek zaten onda yoktu. “Ben sana yalan söyledim, başkasıyla konuşuyorum.” diyemedi.

   Biz buluştuktan sonra Melis adında bir kızla tanışmış, konuşmaya başlamışlar. Ben onun kriterlerine uymuyordum ama o kız tam da onun istediği gibiydi; kısa boylu, tesettürlü ve tombul. Benden hiçbir şeyi sorgulamadan kabul etmemi istiyordu. Ben koyun gibi güdülemem.

   O kızla buluşmuş, beraber gezip tozmuşlar. Hatta evlenme teklifi bile etmiş. Fotoğraflarını gördüm, kızın parmağında yüzük vardı. Biri olmazsa öbürü kesin olur hesabı, kandırmış beni.

   Göksel’in bir şarkısında “Ne geri dönecek yolun olacak ne de tutunacak dalın kalacak. Korkarım, pişmanlık sonun olacak.” sözleri geldi aklıma.

   Kayra üniversiteyi bitirdikten sonra bir köy okuluna atanmıştı. Her gün okula gider, öğrencilerle bol bol vakit geçirir, oyunlar oynardı. Her şeyi geride bırakmış, yeni bir hayat kurmuştu. Artık kendi ayakları üzerinde duruyordu. Her fırsatta yeni yerler keşfediyor, bol bol geziyordu. Türkiye’nin her yerini gezip, görmek istiyordu. Farklı kültürden insanlar tanıyor, yardıma ihtiyacı olan ailelere yardım ediyordu ve çok mutluydu.

   Emre, Melis’le evlenmişti ama bu evliliğin sonuçları ağırdı. Aileler bu evliliği istememişti. Onlar aileleri dinlemeyerek yine de evlenmişlerdi. Böyle olunca da evlatlıktan reddedilmişlerdi. Başlarda her şey güzeldi ama bir kızları olduktan sonra işler sarpa sardı.

   Emre bir subaydı. Sürekli göreve gider ve birkaç hafta gelemezdi. Bu zamanlarda çocukla tek başına kalakalmıştı. Hayal ettiği bu değildi. Tek başına bilmediği bir şehirde yaşıyordu. Ailesiyle arası iyi değildi, bu yüzden arayıp, derdini anlatamıyordu. Çevreden tanıdığı kimse de yoktu.

   Artık dayanamıyordu, bir şeyler yapmalıydı. “Acilen bir yere gitmem gerekiyor.” diyerek çocuğu komşuya bıraktı. Geç vakte kadar gelmeyince komşuları kocasını ararlar ama ulaşamazlar. Polise haber verirler, polis eve girdiğinde her şey anlaşılır...

   Polis, Emre’ye bir zarf uzatır. Zarfı aldığında üzerinde isminin yazılı olduğunu fark eder. İçini açtığında yazıyı hemen tanır, bu Melis’in yazısıydı. Okumaya başlar:

   “Keşke açık açık her şeyi söyleseydin bana, sevmiyorsan sevmiyorum deseydin, seviyorsan bile sevdiğini tam anlamıyla gösterseydin. Senle evleneli hayatım o kadar sıkıcı, o kadar boğucu geçti ki. Ben hayatım boyunca, hiç bu kadar yalnız kalmamıştım. Sadece sen suçlu değilsin, ben de suçluyum çünkü seni aldattım. Çok yalan söyledim sana. Artık yaşamak istemiyorum, bu çocuğa bakmak da istemiyorum. Artık bu yükler bana çok ağır geliyor, taşıyamıyorum. Her şey seninle başladı ama benimle bitecek.”

   Geçmişi düşününce çok yanlış kararlar verdiğinin farkına varıyordu. Kayra’yı sevdiği halde sırf kendi kriterlerine uyacak başka biriyle evlenmişti. Pişmandı hem de fazlasıyla. Eğer Kayra ile evlenseydi, belki bunlar yaşanmazdı, Melis de intihar etmezdi.

   Göksel’in bir şarkısında “Ne geri dönecek yolun olacak ne de tutunacak dalın kalacak. Korkarım, pişmanlık sonun olacak.” sözleri geldi aklıma.

   Bir çocukla kalakalmıştı. Ailesine gidecek yüzü de yoktu. Çocuğa bakardı bakmasına da göreve gidemezdi. Görev esnasında ölmeyeceğinin teminatı yoktu. Eğer öyle olursa çocuğu yurda verirlerdi.

   Kızı için bir şeyler yapmalıydı, ona daha iyi bir hayat sunmalıydı. Hatalarının sonuçlarını ona ödetmeye hakkı yoktu. Düşünüyor ama bir çıkış yolu bulamıyordu. Sonunda bir karara varabilmişti. Kayra’ya ulaşıp olanları anlatacaktı. Onu asla affetmezdi ama kızına en iyi bakacak kişi de oydu.

   Çalıştığım okulda müdür tarafından çağırıldım. Müdürün odasına girdiğimde kucağında bir çocukla onu gördüm. Benim için gelmiş olamazdı, onu affetmeyeceğimi iyi bilirdi. Müdür odadan çıkınca anlatmaya başladı. Zor durumda olduğunu söyledi ve benden kızına bakmamı istiyordu.

- Bana vermezler çocuğu.

- Kayra, ben bir askerim, çocuğa bakacak durumda olmadığım için seni vasi olarak atarlar. Eğer bana bir şey olursa çocuğun velayetini de sana verirler. Sen yeter ki kabul et, ben gerisini hallederim.

- Çocuğun adı ne?

- Kayra.

- Ne? Çocuğa benim adımı mı verdin?

- Evet.

   Çocuğa benim ismimi verdiğini duyunca şoke oldum. Bu kadar seviyordun madem neden yaptın bize bunları? Tabi bunu soracak değildim. Olan olmuştu ve geriye dönüşü yoktu bazı şeylerin.

   Çocuğu bana emanet ettikten sonra gitti. Arada gelip görüyordu ama bir gün kendisi yerine askerler geldi. Ne olduğunu anlayamadan “Başınız sağ olsun.” dediler ve elime bir zarf verdiler.

   “Kayra’yı sana emanet ediyorum, senden başka emanet edebileceğim kimsem yok. Ona çok iyi bakacağından hiç şüphem yok. Beni anlat ona, fotoğraflarımı göster ama annesinden bahsetme, bilmesin annesini. Onun annesi sensin. İlk buluşmamızdan kalan fotoğrafları hep sakladım, şimdi onları sana veriyorum. Benden size anı kalsın.

   İnsan en büyük kötülüğü yine kendine yaparmış, ben de kendime yapabileceğim en büyük kötülüğü yaptım. Benim yüzümden paramparça olduk, etrafa dağıldık. Oysa beraber bir bütün olabilirdik.

   Kayra, keşke aklımla değil de kalbimle hareket etseydim, işte o zaman ikimizde mutlu olurduk. Vaktiyle söyleyemediklerimi şimdi sana yazıyorum. Seni hep sevdim, hep seveceğim. Hep kalbimdeydin, son nefesime kadar da orda olacaksın.”


16.06.2021 G.G.

Amatör Edebiyat

Nâmütenahi Duygu

Bir okyanusun ortasında nilüfer görmüşsün ve onu görmek için o kadar yolu yürümüşsün, nilüfere ulaştığında ise o çoktan yok olmuş...

Bu makale gönderisinde, Kaybolmuşlar yazarı MuallimeGüler ; kayra nın, tutunacak dalın kalacak, kalacak korkarım pişmanlık, korkarım pişmanlık sonun, dalın kalacak korkarım, emre, aleyna ve dönecek yolun kavramlarını ele aldı, amatör edebiyat odaklı daha fazla kayıp şeyler makale içeriği için aşağıda önerilen diğer alakalı gönderilere de göz atın.